ipimle kuşağım...

Lise 1 falan olacak sanırım.. Fotoğrafa yeni yeni merak sarıyorum, evdeki (kendimi bildim bileli bozuk) Zenith'i tamir ettirmiş, tamirci amcadan 15 dakikalık hızlandırılmış bir "fotoğrafçılığa giriş" dersi almışım, takılıyorum..

Okuldan dönmüş Akşama Doğru'yu izliyordum bir gün. Seyhan Levent'in konuğu (ne yazık ki adını unuttuğum) bir fotoğrafçı. Soru aşağı yukarı söyle bir şeydi sanırım: "Fotoğraf çekmek biraz da o zamanı tutma, saklama arzudur, değil mi?"

Fotoğrafçı amca onaylayan hafif bir gülümsemeyle "Öyledir elbette" diyor, "örneğin, sevgilinizle oturmuş günbatımını seyrederken fotoğrafını çekersiniz o anın. Sonra aradan on yıl geçer, ne o sevgili vardır artık ortada, ne o atmosfer, elinizde kala kala berbat bir günbatımı fotoğrafı kalmıştır."

Amca, hem yüzünde hem sesinde öyle kayıtsız, sakin bir umursamazlıkla kurdu ki bu cümleleri.. Sözü bitti, Seyhan Levent şokta, ben gülmekten koltuktan düşmüş yerlerde yuvarlanıyorum.. :D

Bu sözlerin sırrına ermem çok zaman aldı gerçi.

Bugün dönüp bakınca diyebilirim ki, uzun vadede, sadece fotoğrafa değil, hayata bakışımı etkileyen bir kıssadan hisse oldu bu. O nedenle mümkündür aranızdan bazılarının bu hikayeyi (belki de birden çok kez) benden dinlemiş olması..

Bugün işin fotoğraf kısmında değilim; ama o sözlerden bu alanda çıkardığım en temel ders, iyi bir fotoğraf istiyorsam işi ciddiye almam, ama önce başka türlü bakmayı öğrenmem gerektiği oldu.

Hayat da böyle, iyi bir hayat istiyorsan, bir defa ciddiye alacaksın hayatı, kendini ciddiye alacaksın..

Ergenlik yıllarımın büyük kısmı sevip sevip şiirler yazmakla, şarkılar yapmakla geçti.. Üniversite yılları ise, kendimi, yıllara yayılan ilişkilerde, sevdiceklerimin yüzünü mutlu görmeye adamakla.. Pişman değilim, nasıl sevdiysem ve nasıl sevilmesi gerektiğine inanıyorduysam, öyle sevdim, öyle eyledim..

Bir yandan da dünyada ne dert varsa kendime dert ettim onları.. Ama o da başka bir sıkıcı hikaye..

Sonuçta o ilişkiler geliyor geçiyor, derman olamadığın dertlerin asıl sahiplerinin umurunda dahi değilsin..

Adanan zamanı, verilen emeği, ve hatta kırılan insan yüreği geçtim, bir de koca fatura elinde..

Ortalık az durulup da dönüp bakınca, kala kala sonunda elinde kalan (bak sansürlemeden yazıyorum açık olsun diye), "ipinle kuşağın, sikinle taşağın.."

-
Hayat benden bir şey öğrenmedi; ama ben ondan çok şey öğrendim..
-

Kimin kazandığını bilmesem de, "ben yenildim" dedim çoktan..

Bir süredir tekrar kuruyorum kendimi, üstelik o kadar da iyi gidiyor ki bu sefer.. O yazıda beklediğim mutlulukların yakınındaymışım gibi hissediyorum kendimi sık sık..

Bu ilk kuruşum değildi kendimi baştan, son da değil muhtemelen; ama artık hızlı öğreniyorum..

Şimdilerde, toptan batmamaya çalışarak pisliğe, seke seke yaşıyorum, sike sike pislendiğimiz şu hayatta..

Hiçbir şeyi çok büyütmemek lazımmış meğer.. Fazla da takmadan takılmak.. Küreği elinden bırakmadan akışa bakmak..

30'uma varmadan daha, Metin Celal'in Otuz Yaş şiirindeki gibi "tabii ki yalniz kendime inaniyorum" diyorum bu ara..

Sonuçta "yok başka cehennem yaşıyorsunuz işte," Behçet Aysan'ın dediği gibi; ama insan o cehennemin de tadını çıkarmaya bakacakmış elinden geldiğince..

Olmadık şeyleri takmama çalşıyorum; olmak istediğim adam olamıyorsam da olmam beklenen adam da olmuyorum: Her biri ayrı oynak taşlarda zıp zıp bir dans, az düşüp çok gülmeye bakıyorum..

Netice itibariyle, bu ara, kafam da rahat, ipim de, kuşağım da..

De ki yangın sarmış bacaları.. Burdan bakınca, (kopalı yıllar olan eski bir dostun dediği gibi) "çok da plü plü.."

Ne de olsa, gün gelir, bu ömür biter, geriye kalır ipimle kuşağım.. Ben onları "rengahenk" boyamaya bakıyorum, çok büyük beklentilerim yok artık şu hayatta..

2 yorum:

Antartika Konsolosu dedi ki...

Burak Kara 11 Ekim 2009 01:04 de demişki bana :

:) yazacak söz bulamadım şimdi, belki bir not düşerim bir gün... ;)


(: bunu düştüğün not olarak alıyorum tam 1 sene sonrasında.

okuyunca şu yazdıklarını yine "lan tam da benim hissetiğim gibi" dedim. (:

yine herşeyin tepetaklak gittiği günlerdeyim. işsizlik, ayrılık, ailesel mevzular... vs vs... ama yaşamayı ciddiye alıyorum. hayatın eğlenceli bir oyun olduğunu düşünüp onu büyük bir ciddiyetle oynuyorum. dediğin gibi ömür öyle kısa ki. ben artık acılarımdan bile zevk alıyorum. onlarla büyüyor, onların sayesinde bir sonrakinde tekrar ayağa kalkıyorum.

1 sene sonra başka bir yazını daha okuyor olurum umarım. çünkü aslında söylemek istedğim şu:

yazdıkların elbetteki önemli ve 1 sene içinde geçirdiğin şu duygusal değişimler... ama benim dikkatimi çeken 1 sene önce de ortak duygularda buluşmuşuz ve 1 sene geçtikten sonra da başka ortak duygularda buluşmuşuz. umarım 1 sene sonra da daha güzel daha umutlu şeyleri paylaşırız. (: mailimde nice güzel şarkılarını görüp gülümsemek dileğiyle sevgili burak (:

Burak Kara dedi ki...

Sevgili Penguen,

bak ben yazarken hic düsünmemistim böyle.. hatta tarihin böylesine denk geldigini dahi fark etmemistim..

bilmeden de olsa sana verdigim sözü tutabilmis olduguma da seviniyorum simdi bak..

"her sey cok güzel olacak" desem yalan olur; ama yine "umut fakirin ekmegi" iste..

bu ara yogunluktan pek yazamiyorum sadece, ona üzülüyorum biraz..

senin hep buralarda oldugunu bilmekse cok güzel, sevgili penguen! ;)