Artık lise yıllarında okuduğum o kitaptan mı aklımda kalmış da bilincimin altına sızmış, yoksa zaman içinde ben mi tekrar buldum bilemiyorum; ama benim için 'sakal'la özgürlük arasında bir bağlantı oldu hep.
Lise bittiğinden beri toptan traş olduğum zaman dilimleri kısıtlıdır. Favorilerin boyu en az kulak memesine kadardır ve hiç değilse çenede sakal vardır; ama benim asıl sevdiğim toptan (tam) sakal bırakmak oldu her zaman. Kendimi iyi hissettim hep sakal bırakınca.. :)
Günlük traş benden uzak olsun zaten... :P
Gerçi sıkılgan adamım, o nedenle genelde sakalları adam gibi uzatamadan verdiğim minimum favori-çene sınırlara döndüysem de, yılda en az 1-2, şöyle 1-2 ay tam sakal bırakmasam rahat etmem normalde.
Ne ilgisi var diyeceksiniz belki; ki bir ilgi kurmak zor gerçekten. İlla ki işin tepkisel bir tarafı vardır: Sonuçta bugün erkeklerin hep günlük traşlı pırıl pırıl gezmesini gerektiren bir anlayış hakim. Hep o günlük traşlı, pırıl pırıl yüzler, hele de bir takım elbiseyle birleşti mi...
Belki de sırf tembellikten aslında da, kılıf uyduruyorum; ama o kadar da basit değil be...
Benim anlamakta asıl zorlandığım ise, pek çok üniversite öğrencisinin günlük traşlı gezmesi olmuştur. Muhtemelen hayatları böyle geçecek, ellerindeki tek özgür zamanı neden böyle eziyete çevirirler ki? (Sakalı çıkmayanlara sözüm yok elbette...)
Niyetim çok akılcı ya da romatik bir sakal savunması yapmak değil. Onu yaptığım zamanlar da oldu, o ayrı...
Hatırlıyorum, ODTÜ'de bitmeyen son yıllardan biri, yine sakal bırakmışım, iki arkadaşla tenis sahalarının orda oturuyoruz; ben bir coşmuşum, sakal bırakma özgürlüğü, yani bu ilişki hakkında konuşuyorum, onları da sakal bırakmaya davet ediyorum, vs.; ama sanırsınız insan hakları, devrimci mücadeleler, vs. hakkında tarihi bir söylev veriyorum, öyle ateşli, öyle coşkuluyum. Yok böyle bir şey, sanki kitlelere sesleniyorum... :D
Hele yan masada, muhtemelen sürmekte olan Sosyal Bilimler Kongresi için gelmiş, şık giyimli genç bayan akademisyenin ilgiyle ve gülümseyerek beni dinledigini fark ettikten sonra, yüzümde tebessümle arada o yana da bakarak bir şahlanıyorum ki, görmek lazımdı... Hey gidi günler hey... Konuşmam bitti, kaltık, kalkarken ben yan masaya da selam verince, durumun farkında olmayan arkadaşlar pek şaşırmıştı... :D
O gün neler anlattım bilmiyorum artık; ama bu his hala benimle. Benim için sakal bırakmakla özgürlük arasında bir ilişki vardı ve hep olacak, bu ara şöyle sağlam bir sakal bırakmadan, minimum sınırlarımda takılsam da...
Nİtekim, çember sakallıları görünce değil elbette; ama ne zaman yolda tarz sahibi, gözleri daha bir anlamlı bakan sakallı bir amca görsem, yakın bir dostu görmüş gibi sevinirim. Selam vereceğim gelir de, son anda tutarım kendimi...
Reklama girer yapmayayım diyorum; ama tutamıyorum bak kendimi, ve bu "anlamlı" yazıyı bitirirken, 4-5 yıl öncesine ait, kalitesi kötü de olsa, benim en sevdiğim fotoğrafımı sizlerle paylaşmak istiyorum bu vesileyle:
1 yorum:
bir zamanlar saçların gürmüş (: ama fotoğraf da fiyakalı hani (:
sakal konusunda hak veriyorum. belli bir düzen içinde yerine göre o sakalları kesmek bazen gereklidir ama. bu özgürlüğün yok edilmesi değil bulunduğu ortama ve ordaki insanlara bir nevi saygı olarak düşünüyorum. gittiğim bir iş görüşmesinde karşımda saçı sakalına karışmış bakımsız birini görmek istemem. gerçi sakalı olup bakımlı da olabilmeli insan. ince bi çizgi (:
ama şu da bi gerçek bi erkeğe en yakışan kirli sakaldır abicim tek geçerim :D
Yorum Gönder