“
Sevgilisini yanında bulundurmaya alışmış bir adam, dedi kuş dostu, birbirine dolaşan ellerin eşitlik işaretiyle ya da bele ya da omza dolanan kolun daha korumacı işaretiyle sevgilisine bağlanan bir adam, gözlemlemeyi bilirseniz, hemen tanınır: Tek başınayken iki kişiyle olduğu gibi yürümez; ama yalnızlığa alışkın bir adam gibi de yürümez. Bir beden eksiktir, o bedenin görünmeyen izi varlığını hissettirmeyi sürdürür; sanki adam bir yokluğa dayanır, bir hayaletin yanında yürür gibidir. Dik duruyor gibi görünür, oysa incelikli şeyleri görmeyi bilenlere göre, bir yarısı koparılıp alınmıştır; o yarının kaybı sonsuza dek adamın dengesini bozar. Ne söylediğimi biliyorum, diye ekledi kuş dostu, her zaman yalnızca kuşları sevmedim.
(…)
Anlamsızca, çocukluğumdaki eski şarkı sözleri kafamın içinde dönüp duruyor. Artık ormana gitmeyeceğiz, defne ağaçları kesildi.
“
(Olivier Rolin / “Port Sudan” )
Bu bir köşede dursun böylece...
Karşındakinden „nefret“ edebilmeyi de kendi içinde bir başarı mı saysam, yoksa sadece kendine eziyetin başka bir türü mü? Ben onu beceremedim hiç bak... Deniyorum, bazen olur gibi oluyor; ama anlık „başarılar“ diyeyim... Luzumundan fazla empatik bir yan alıkoydu beni hep, hep onu da anladım (ya da anlamaya çalıştım diyelim), kendimde aradım çokça kabahati.. Bir de böyle bir kendine eziyet var.. Meraklısına... :P
(Bu konuda en özlü ve sürekli kafamda dolaştırdığım öğüdü ise sevgili Mehmet Hocamdan almıştım zamanında: "Burak, biraz da AN-LA-MA!")
Ama daha önce de yazdığım gibi, dünya durmadan dönüyor ve iyi ki dönüyor da bizi de bir şekilde tekrar katıyor hayatın akışına... Yoksa...
Ezginin Günlüğü'nün bir şarkısı var ya:
„Unutmak kolay, ateşte yürümek kolay
ateş kül oluyor zamanla
çok kolay unutmak“
İşte böyle bir şey, ateş kül olacaksa da zamanla, ateşte yürümek ne kadar kolaysa, o kadar kolay unutmak... Bu cepte, ama...
Yine de bu süreçlerin en acı neticesi, bunca sevgi ve emeğin ardından her şey kül oldukça, yaniden başlamaya dair kuşkular birikmesi insanın içinde sanırım.
Yani eskiden vazgeçtin, o güzel...
Yeni bir şeye var mısın?
Soru bu.
Çünkü en naif, en insan yanın kırılmış (en az) bir kere. Elbette, hormonların da desteğiyle, bir eş arar gönül kendine; ama artık bu arayışta eski coşkun hal değil de ürkek-kırık bir umut vardır içinde olsa olsa.. Ona artık sen umut bile diyemez, olmayacak bir dilek gözüyle bakarsın, yeri geldiğinde bu olmayacak duaya amin diyecek misin sorusu ise zamanın vereceği bir yanıtı bekler durur. Bir eksik yalnızlık içinde mi devam edeceksin, yoksa tekrar kırılma ihtimalini göze alabilecek misin? (Tabii ki bu soruların yanıtı bir yana, gündeme gelebilip gelememesi biraz da şartlara ve şansa bağlıdır, vs.)
Ne diyelim, mukadderat, alnımza ne yazıldıysa o! :P
Belki yine kanarız, yine yanarız...
Bir de yarı ilgili/yarı ilgisiz bir Cenk Taner şarkısından küçük bir parçayla tamamlayayım:
„
(…)
üzülme, boşver desem de, kalp acısı gereklidir.
kadın-erkek; kedi-köpek; siyah-beyaz.
neyse sen bir çay yap, ayağını uzat, ti-vi’ye bak;
olası cinayetlerden, maç tahminlerinden oluşan yola koyul.
hayalkırıklığı kasabasında şerif üzgün, bar kapalı, silahlar sahte.
(…)
„
Not: Bu metin aşağıdaki yazıya yaptığım yorumdan ufak 1-2 değişiklikle devşirilmiştir:
http://kirkaltincigalaksi.blogspot.com/2009/06/ask-ve-ofke.html
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
senin yorumların için ayrı bir sayfa mı yapsam ne diye düşünürken sen zaten artık yorumlarının ayrı bir sayfaya değer olduğunu farketmişsin(:
kendi yazıma cevaben değilde seninkine yorum olarak yazayım...
öylesine yazılmış bir şeydi aslında gecenin bir vakti, şimdi okuyunca yabancılaştığım. sanki benim dudaklarımdan dökülmemiş de başkası yazmış herşeyi...
okudukça aslında anlatılmak istenenden çok farklı şeyler yazılmış olduğunu farkettim. birine aşık olmak... ansızın hem de hiç ihtiyacım yok şu sıra dediğin anda. sonra kapılmak birden... şehir güzel, hava güzel hayat güzel... neden olmasın ki durumu... ve alışmaya çalıştığın bir şehre onunla alışmak...
sonra... sonrası malum bir durum. sarılarak biten bir mevzu. bırakmak istemezcesine. kavgasız gürültüsüz... sessiz sedasız bir çekip gidiş... aynı şehirde artık karşılaşmayacak bile olan iki yabancı... bu yüzden belki ölüm gibi. bu yüzden belki hala vazgeçmeden beklemek ve sevmek...
isyanlarla geçen koca bir yıl sonra. ve o 1 yıldan daha da fazlası...
hayatta yapmış olduğun seçimlerdir sana acı çektiren aslında. "yazık" diyebileceğin bir seçim sonrası kabullenmeyişin dışa vurumu yaptığın herşey...
marifet "geçti" diyebilmekte diil aslında. gerçekten geçmesinde...
benim de aklıma bi şarkı geldi bak şimdi (: hep senin mi gelcek. ben de onla bitireyim bari. alakalı yada alakasız...
bir masaldı aşkımız,
sisler bulutlar ardında
bir akşam bitiverdi
herşey yok oldu bir anda
beyhude geçti yıllar, silindi hatıralar, geride bir avuç yalan
hüzün dolu geceler, buğulu pencereler
işte hepsi bu senden kalan
nasıl içim yanıyor
öylesine sevdim seni
hep saklamak istedim
altın kafeslerde seni
sanki gizli bir el kopardı seni benden
savurdu bir kar tanesi gibi
boş yere arıyorum
sımsıcacık sevgini
bu ıslak boş sokaklarda
elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi
yalnızım karanlıklarda
bir masaldı aşkımız
sisler bulutlar ardında
bir akşam bitiverdi
herşey yok oldu bir anda
beyhude geçti yıllar
silindi hatıralar
geride bir avuç yalan
hüzün dolu geceler
buğulu pencereler
işte hepsi bu senden kalan
....
Bak sen böyle yazınca utandım şimdi.. :)
Öyle çok mühim bir şey yazdığımdan değil de, senin yazının çağrışımıyla, yazmayı arzu ettiğim bir konuda ortaya bir metin çıkmış oldu, olmuşken bir de buraya aktarayım dedim... (mahçup smayli)
Önceki "aşk" yazım daha bir akıl-mantık çerçevesinde bir değerlendirmeydi ne de olsa; ama işin başka boyutları da var elbette ve onlara da biraz dokunmak istiyordum, vesile oldun. Teşekkür ederim! ;)
Ama tabii aşkla insanın derdi biter mi? Sonu olmayan bir konu bu özünde..
Aşktan yana mutlu olduğun anlarda dert olmaktan çıkan bir şey olsa gerek ama.. Nasıl desem, "şiiri yaşarken, ne diye şiir yazsın, hele ki ne diye şiire dair yazsın insan?" gibi bir şey.. Belki de değil... Bilemedim şimdi... Neyseee...
Not: Bu şarkıyı da duymamışım bu arada, dinlememe vesile oldun.. Sağol.. :)
Yorum Gönder