Başlarken...

Aslında yazmaktan kaçıyorum, özellikle de hayata ve aşka dair. Ve daha pek çok şey hakkında...

Vızıldadığım şarkılar hariç (aslında zamanla yazdıklarımın çoğunu kendimin bile unuttuğumu düşünürsek, özünde onlar da dahil) havaya/suya yazıyorum her konuda. (Karalamaya çalıştığım akademik gıcırtıları saymıyorum, o başka iş.) Fikir uçuntuları halinde tutuyorum kafamdakileri, sohbet kenarlarını süslüyorum bazen, bazen onu bile yapmıyorum, vs.

Yazmak sabitliyor ya da en azından sabitlemeyi gerektiriyor genelde. Ya da bana öyle geliyor... En çok bundan kaçıyorum galiba. Bir de malum "ne kadar söylesem, o kadar eksik" paradoksu. Oysa ben uçuşkanlığını, elle tutulamama halini, eksikliğini, bitmemişliğini, arayışkanlığını seviyorum bu fikirlerin. Gerçi bir yanlarıyla da sabitler mi ki? Kimbilir...

Peki ne oldu da şimdi durup duruken böyle bir blog kurdum değil mi? Yalan yok, bilmiyorum. Gerçi eskiden beri farklı zamanlarda yazsana diyenler oldu bana, oysa ki dilim dönmüyor benim, gücüm yetmiyor bu işlere..

Bir de yaz da, ne yaz, nasıl yaz? Nasıl (hem tek hem çift kişilik) sohbetin kendine has zemininde kalacağız? Bezen tutarlıymış gibi görünen tutarsızlığın, gayrı bilimselliğin duru-bulanık sularında.. Eskiden şiir yazardım ya da şiir formunda bir şeyler karalardım diyelim, ama artık o da yok. O da olmadı yani.

Peki şimdi ne yapacağım? Bilmiyorum. Önce denemeler diye düşündüm, başlık da öyle zaten; en azından metinler arası tutarlılık derdinden azade bir form; ama hala bir bütün olası var sanki kendi içinde. Yok mu yoksa? Denemelik kuruntular yerine acaba aforizmik kırıntılar mı karalasam. O da başka bir bilgelik düzeyi... Neyse...

Uzun lafın kısası, burda okuyacaklarınız, tam da demek istediğim bir yandan; ama hiç de değil diğer yandan..

Böyle şeyler...

Hiç yorum yok: